Kader ve özgür irade... Tartışma platformlarında, forumlarda, çoğu zaman münazaralarda tartışılmış br konudur. Kimilerine göre kader ve hür irade arasındaki çelişki çözülmüş, kimilerine göre hala varlığını sürdürmektedir. Bir çok kişi tarafından yanlış anlaşılmış olan bu konu hakkında bir analiz yazısı yazmaktan onur duyarım. İzninizle önce çelişkinin nasıl sunulacağını göstereyim, sonra çelişkiye gelebilecek olası cevapları irdeleyeyim. Başlıyoruz...

Kader, Özgür İrade ve Çelişkiler...

Kader ile özgür irade arasındaki çelişki, bariz şekilde ortadadır. Bir çok dini hikaye, bu çelişkiyi kafada soru işareti olarak bırakır. Kutsal kitaplardan alınan anektodlar bu sorunu doğurmaktadır. Örneğin dinlerin tanrısı her şeyi bilen bir tanrıdır. Dolayısıyla kimin cehenneme gideceğini, kimin cennete gideceğini biliyordur. O halde cehenneme gidecek kişileri yaratamasındaki mantık nedir? Bu, tanrıyı sadist yapmaz mı? Özellikle kuranda bununla ilgili şu ifadeyi görüyoruz; [Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım” sözüm gerçekleşecektir.] (Secde 13). Tanrının mutlak iyi olduğunu düşünürsek ayetin bu şekilde sadizm kokmasını açıklamak gerekir. Fakat bunu şimdi es geçiyoruz.

Bir diğer örnek ise, dini anektodlardan verilebilir. Örneğin Adem ile Havva'ya elma yemek yasaklanmıştır. Peki tanrı, bunu yapacaklarını bile bile neden elma yemelerini yasaklamıştır? Bu olayın gerçekleşmesi tanrıyı çok mu sinirlendirmiştir de ceza vermiştir onlara? Her şeyi bilen bir tanrının belli şeylere ceza vermesi çelişki üretir çünkü olayların olacağını zaten biliyordur. Adem ile Havva elma yememeyi seçemez, eğer seçerlerse o zaman tanrı yanılmış olur. O halde özgür iradeden bahsedemeyiz. Özgür iradeden bahsedemezsek ceza fikri de kaçınılmaz olarak yanlış olur.

Asıl nokta bunlar değildir tabi. Cennet cehennem mavalı için öncelikle gerekli olan şey; iradedir. Fakat bir tanrının her şeyi bildiği savunulursa ortada irade kalmaz. Varsayıyorum ki yarın bir insanı öldüreceğim fakat bunu henüz yapmadım. Eğer benim, o kişiyi öldüreceğim daha ben yapmadan biliniyorsa bunu seçme hakkım kalmamış demektir. Eğer o adamı öldüreceğim biliniyorsa , sonraki gün onu öldürmemeyi seçemem. Eğer o adamı öldüreceğim biliniyorsa ve iradem varsa, sonraki gün onu öldürmemeyi seçebilirim ama bu sefer de gelecek yanlış bilinmiş olur.

Eğer irade varsa kader yoktur, kader varsa irade yoktur. İkisi bir arada geçerli olamaz. 

Uslamlama- İrade Versiyonu

1- Tanrı varsa her şeyi bilendir.
2- İnsanların özgür iradesi ya vardır, ya yoktur.
3- Eğer bir durum, gerçekleşmeden önce "kesin olarak" biliniyorsa, o durum gerçekleşecektir (gerçekleşmezse kesinliği olmaz).
4- Eğer tanrıya inanmayışımız, biz daha ortada yokken biliniyorsa, bu gerçekleşecektir.
5- İrademiz varsa; inanıp inanmamayı seçebiliriz
6- Fakat inanmayışımız, daha gerçekleşmeden, tanrı tarafından kesin olarak seçildiği için irade kapsamına girmez.
7- Dolayısıyla ya irade yoktur, ya da tanrı her şeyi bilmiyordur.
8- Tanrı her şeyi bildiğine göre irade yoktur.
9- Dolayısıyla insan iradesine bağlı, ölümden sonra yaşam vaad eden hiçbir görüş gerçek olamaz.

Uslamlama- Sınanma Versiyonu

1- Tanrı varsa her şeyi bilendir (tanım gereği).
2- Tanrı insanları yaratmış ve dünyada sınamaktadır (kutsal kitaplardan).
3- Her şeyi bilen tanrı, insanların ne yapacaklarını daha onlar yapmadan, hatta ortada daha cennet, cehennem, evren, dünya yokken bilmektedir.
4- Bir sınav sonucunun bilinmemesini gerektirir.
5- Sınanma düşüncesi ile her şeyi bilme düşüncesi aynı anda yürüyemez.

Sınav; Fakat Her Şeyi Biliyor

Konuyu anlamak için belirli metaforları kullanmak yararlı olacaktır. Dinlerde ve dindarlarda oldukça karşılaştığımız sınav düşüncesi üzerinde duralım. Bir öğretmen ile bir öğrenci düşünün. Bu öğretmen, öğrenciyi neden sınava geçirir? Çünkü, seviyesini ve bilgisini başka türlü ölçemez. Bir öğretmen, öğrencilerinin başarısını başka türlü tespit edemediği için sınava başvurur. Peki ya her şeyi bilen bir tanrının bu tür bir yola başvurmasının amacı nedir? Eğer başarıyı sınavsız tespit edebilecek güçteyse sınav düşüncesi ile herşeyi bilme düşüncesi bir kez daha çelişkiye düşer.

Konumuzdan sapmamak amacıyla bu metaforu biraz daha genişleteyim. Bu öğretmen o kadar bilgili olsun ki, öğrencinin ne yapacağını "kesin olarak" bilebilsin. Fakat olasılıktan bahsetmiyorum, kesinlikten bahsediyorum. Örneğin öğrenci bir soruda "A" şıkkını işaretleyecekse, bunu öğretmen kesin olarak bilsin, yaklaşık olarak ya da tahmin olarak değil. Bu durumda öğrenci B şıkkını işaretleyebilir mi? Eğer işaretlerse öğretmenin bilgisi kesinlik içermiyor demektir. Fakat bu ihtimali en başından elemiştik. O halde, öğrenci A şıkkından başkasını işaretleyemez, burda iradenin olmadığı barizdir. Fakat eğer çocuğun iradesi yoksa ne diye sınavdadır?

Eğer çocuğun kaç puan alacağı, ne işaretleyeceği kesin olarak biliniyorsa öğretmen çocuğu neden sınava sokmuştur? Eğer çocuk farklı bir puan alamayacaksa sınavın ne anlamı kalır?

Eleştiri 1- İspat

> Allah senin ateist olacağını biliyordu eğer bu dünyaya göndermeseydi sen de "Hayır ben ateist olmayacaktım" diyecektin. İşte ispat için dünyaya gönderiliyoruz.

Bu eleştiri durumu ne kadar kurtarır? Her şeye gücü yeten bir tanrının bana bir şey ispat etme gerekliliği mi var? Hadi diyelim var; bunun sonucunda çıkabilecek sorunları göstermek isterim. Şöyle ki "Her şeyi bilen bir tanrıya karşı çıktığım için cehennemde yanacaksın" denebilir bunun sonucunda. Dolayısıyla dünyaya gönderilme ihtiyacı ortadan kalkmış olur. Bu durumda da imtihan görüşü saçmalığını korumaya devam eder. Ayrıca cehenneme gideceğimi bildiği halde tanrı beni yaratmıştır. İsterse hiç yaratamayabilirdi.

Hadi diyelim, tanrı bana ispat etmek için, beni dünyaya gönderiyor. Bunun sonucunda ya ben ahirette tanrıya şöyle bir cevap verirsem sonucu ne olur : "İyi de beni bu şartlar altında değil de X şartları altında dünyaya gönderseydin ben sana inanacaktım". Bu cevabın sonunda aynı şekilde tanrı beni X şartları altında dünyaya mı gönderecektir yoksa cehenneme mi atacaktır? Eğer beni cehenneme atacak olursa, aynı şeyi "Hayır ben ateist olmayacaktım" dediğim zaman da yapması gerekmez miydi? Eğer beni X şartları altında tekrar dünyaya gönderirse ve ben yine inanmazsam ve ona şöyle dersem "Eğer beni X şartları altında değil de Y şartları altında dünyaya gönderseydin sana inanırdım" ne olur? Aynı şekilde, cehenneme atarsa bunu ilk başta yapmış olması daha mantıklı olurdu, eğer Y şartları altında tekrar dünyaya gönderirse bu döngü sonsuza kadar devam edecektir.

1- Tanrı, bize, yapacaklarımızı ispat etmek için bizi dünyaya gönderir.
2- Fakat ispat edilmesi gereken sonsuz sayıda olasılık vardır. Örneğin "Ben 21. yüzyılda değil de 15. yy.da yaşamış olsaydım sana inanırdım" olasılığını ispat etmek için de 15. yüzyılda dünyaya göndermesi gerekir.
3- Eğer bunu yapmazsa; neden, ateist olup olmayacağımı ispat etmek için göndermiştir?
4- Eğer bunu yapıp bir kere daha dünyaya gönderirse bu sefer de diğer sonsuz sayıda olasılığı gerçekleştirmek için dünyaya yollamalıdır.
5- Bunun sonucunda da cehenneme asla kimse gidemez.

Kısaca bize ispat etmesi gereken sonsuz sayıda olasılık vardır. Bu da eleştirinin zayıf noktasıdır.

Eleştiri 2- Sonuçları Bilmek

>Önünüzde iki yol olsun. Tanrı bu iki yolun sonunda ne olacağını bilir. Fakat hangi yolu seçeceğiniz konusunda size karışmaz. Tanrının bildiği, olası tüm sonuçlardır

Bu eleştirinin zayıf noktası ilk görüşte belli oluyor. Her şeyi bilen bir güçten bahsediyorsak bizim seçeceğimiz yolun sonucundan ziyade hangi yolu seçeceğimizi de bilecektir. Eğer hangi yolu seçeceğimizi bilmiyorsa, ona "her şeyi" bilen diyemeyiz. Her şeyi bilen bir güç hangi yoldan gidileceğini de bilir. Bu tür bir eleştiri dinlerin varsayımsal tanrısının dışındaki bir tanrıdır. Çünkü dinlerin tanrısı bizim seçeceğimiz yolları da bilecektir.

Eleştiri 3- Mutlak Matematiksel Bilgi

>Bir araba belli bir hızla bir yolda ilerliyor, başka bir araba da onunla kesişen bir yolda belli bir hızla ilerliyor. Bu iki arabayı da gören bir matematikçi arabaların hızlarını ve mesafelerini hesaplıyor. Daha sonra arabalar çarpışıyor. Matematikçi yüzünden araba çarpışmadı, o sadece bunu hesapladı.

Bu eleştiri bahsedilen konuyla alakalı değildir. Araba örneğinde farklı ihtimaller söz konusudur. Örneğin arabalardan biri yavaşlayabilir, durabilir, yön değiştirebilir. Yani araba örneğinde mutlak bir doğru yoktur. Tahmin vardır. Bu benzetme, tanrıdaki mutlak doğru ile ilişkilendirilemez, çünkü tanrıdaki bilgi kesindir ve gerçekleşmesi kaçınılmazdır..Tahmin ve mutlak doğru farklı olaylardır.

Buna benzer küçük bir örnek vereyim. Dünyanın,ayın hızını ve gerekli tüm faktörleri hesaplayarak güneş tutulmasını hesaplıyorsunuz. Gerçekleşiyor. Elbette siz hesapladınız diye gerçekleşmiyor bu olay. Fakat burada atlanılan konu güneşte bir irade olmadığıdır. Eğer güneş istediği gibi hareket etseydi, o zaman hesaplayamazdık; eğer hesaplayabiliyorsak, güneşte irade yoktur. Bahsedilen çelişki en iyi, bu şekilde ifade edilebilir sanırım.

Eleştiri 4- Tercih Hakkı

>Tanrı tercih hakkı vermiş.Senin ne yapacağını biliyor ama sana karışmıyor.

Eğer benim yapacağım daha evren ortada yokken biliniyorsa, ben istesem de bir şeyleri değiştiremem.Şöyle düşünüm. Yarın ne yapacağını tanrı biliyor olsun. Ben tanrının gördüğü şeyi değiştirebilir miyim? Bir oyuncu senaryosunun dışında oynayamaz...Benim hayatım bir kitapsa ve bu kitapta yarın ne yapacağım yazılı ise ben bunu değiştiremem ve benim tercih hakkım yok demektir.

Tanrının her şeyi bildiğini şuna benzetebiliriz; bir film çekilmiş olsun ve bu bizim DVD mizde kaydedilmiş olarak kalsın. Bunu izlediğinizi düşünün. Siz bunu bir kere izledikten sonra, artık filmde bir olaydan sonra hangi olay gelecek bilebilirsiniz. Peki ya filmin kaydedildiği şekilde oyuncuların iradesi var mıdır? Yoktur. Olaylar artık oyuncuların tercihi dışındadır. Eğer o filmde oyuncuların tercih hakkı söz konusu olsaydı, filmi her izlediğimizde farklı sonuçlar görmeyi beklerdik.




21 yorum:

Adsız dedi ki... 17 Ekim 2013 13:03

İradeyle, "kesin bilgi" diye tanımladığın şeyi nasıl tam zıt kavramlar olarak ele alabildin anlamadım. Varsayımsal olarak konuştuğumuza göre; benim bu yorumu yapacağımı önceden kesin bir şekilde biliyor olman, yorumumu iradem dışında yazdığım sonucunu çıkarmana yetmez.

kullanici dedi ki... 20 Ekim 2013 00:59

Sen kendi yetilerinle ve kendi bildigin gerçeklerle az bir kısmını kullanabildiğin beyninle dusunuyorsun oysa tanrıda bundan daha fazlası var örneğin zaman.Sen onun seni farklı zamanlarda yeniden yaratarak denemesini istiyorsun bu onun için kabul edersin ki imkansiz değil;yine dusunursen zaman kavramı onun için bizimkinden çok farklı yani o istediği zaman zamanın her diliminde bulunabilir.Verdigin film örneğini dusun hayatımız bir film olsa ve o play tuşuna basıp filmi baslatsa senaryoyu bilmiyor fakat mekan ve oyunculari seçmiş istedigi zaman filmin ortasını ya da sonunu seyredebilir hem de bir sürü farklı kombinasyonlarda o zaman hem filmi oyuncularin" iradesine" birakmis olur hemde filmin nasıl biteceğini bilir

Adsız dedi ki... 23 Ekim 2013 07:53

İyi de kardeşim,senin sözde kendi iraden ile yazdığın yorum da noktasından virgülüne kadar biliniyor,iradenin bi anlamı yok yani. Kesin olan sadece yorum yazacağın değil,en ufak detayına kadar noktasından virgülüne kadar ne yazacağının bilinmesi kesin.

Nazan İnan dedi ki... 23 Ekim 2013 21:35

Linkini verdiğim yazıyı incelerseniz sorularınızın doğru yanıtlarını bulabilirsiniz.

http://www.nazan-inan.com/3/post/2011/08/kader-kaza-ve-nsan.html

www.nazan-inan.com

Alfa Centauri dedi ki... 26 Ekim 2013 21:31

Senin bu yorumu yapacağını daha yapmadan "kesin olarak" biliyorsam, sen bunu yazmamayı seçemezsin
Eğer seçebilirsen bulduğum sonuç kesin değildir

Alfa Centauri dedi ki... 26 Ekim 2013 21:33

Bahsettiğimiz tanrı filmi de biliyor filmde her andan sonra ne geleceğini de ayrıntılarıyla kesin olarak biliyor. Bu durumda tek bir kombinasyon olmuş olur ve elimizde tek bir film olmuş olur. Kısaca yaptığın eleştiride tanrının her şeyi bilmediği görüşünü kullanmışsın. Eğer gerçekten senaryoyu bilmeyen bir tanrıya inanıyorsan çelişki oluşturmayacaktır çünkü zaten ortada kader yoktur

Alfa Centauri dedi ki... 26 Ekim 2013 21:39

Kaderin ve kazanın tanımı yapılmış ama yukarıda bahsedilen çelişki giderilmemiş. Benim yazım zaten kader görüşünü eleştirme üzerine değil, kader ve irade arasındaki çelişkiyi gözler önüne serme üzerine kurulu. Gönderdiğin yazıda ise sadece aynı şeyin tanımları tekrar yapılmış o kadar...

Adsız dedi ki... 7 Kasım 2013 11:42

Benim neden sonucu zaten bilinen bir sınavdan geçirildiğimi açıklayın ben de %100 müslüman olayım.

Adsız dedi ki... 7 Kasım 2013 13:02

Bu varsayımlar dinlere göre böyledir. Bizim zekamızın henüz kavrayamadığı bir gücün varlığına inanıyorum. çünkü sadece insan bedeninin işleyişini ve doğadaki birbirini tamamlayan bağlantıları düşüncek olursak öyle hassas dengeler üzerine oturtulmuş ki tesadüfen bir araya gelmeleri mümkün değil....Mesela insan omurgasındaki sinirler omurganın iç kısmından çıkar aksi taktirde en ufak bir sırt travmasında felç olurduk.. .arterler ; venlere göre daha derindedir aksi taktirde biraz büyükçe yüzeyel bir kesikden dolayı kan kaybından ölürdük..üreme ;iki hücere bir araya gelip bir canlı oluşturuyor....bütün bunlar sadece bizim için değil tabi ki bütün canlı organizmalar için buna benzer tesadüfen oluşamayacak örneklerle dolu biz çok büyük bir zeka tarafından yaratıldık ve evrim geçirdik ve geçirmeye devam ediyoruz .....İradeye gelince ; yaşam koşullarına ,zekaya, eğitim düzeyine, akıl sağlığına göre değişir her toplumda iyi ve kötü kavramlarında ufak tefek değişiklikler olsa da genel olarak kabul gören bir iyi kötü kavramı vardır .bunu her insan kendi özgür iradesiyle seçer.

Alfa Centauri dedi ki... 17 Kasım 2013 21:56

Elbette dinlere göre sunduğum bir argümandı bu. Bir panteist tanrısı, deist tanrısı ya da ne bileyim, cennet-cehennem sunmayan bir tanrı için bu argüman ortaya atılamaz.

>çünkü sadece insan bedeninin işleyişini ve doğadaki birbirini tamamlayan bağlantıları düşüncek olursak öyle hassas dengeler üzerine oturtulmuş ki tesadüfen bir araya gelmeleri mümkün değil..

anlılardaki dokular ve organlar kesinlikle bir uyum içerisindedir. Örneğin bu yazıyı okurken yaptığınız göz hareketi, kas ve sinirlerin aktivitelerine dayanır. Ayrıca organizmaların bütün aktiviteleri hücrelerdeki aktivitelerin ve canlılık içindeki uyumun bir sonucudur. Sindirim sistemindeki bir organ olmasa vücut doğru çalışmaz. Kalp ve damarlarda da uyum ve karşılıklı ilişki söz konusudur. Bu böyle uzar gider…
                                      
Yaratılışçılar bu uyuma bakıp: tüm bu uyum, canlılık tesadüfen oluşamaz, bunlar muhakkak bir akıllı tasarımcının elinden çıkmış olmalıdır der. Tüm bu uyumun sadece tesadüflerle açıklanamayacağı konusunda yaratılışçılarla hemfikiriz fakat asıl çeliştiğimiz yer akıllı tasarımın değil doğal seçilim ve evrimin canlılardaki bu uyumu açıklayacak biyoloji konusu olduğudur. Canlılardaki bu tasarım sanrısı evrimin ilgi alanıdır.

Canlılardaki az önce saydığım tüm o sistemlerin gelişimini anlamak için bu organları, sistemleri daha basite indirgemek gerekir. Bunun için de kolonilere bakmamız uygundur. Birçok koloni tipi vardır; volvoks kolonisi, pandorina kolonisi, eudorina kolonisi vs...

Koloniler ile birlikte tek hücrelilerden çok hücreliye geçiş sağlanmıştır. Koloniler dokular kadar organize olamamış, dokular kadar karmaşık olmayan ama gelişimi ile dokuları ve organları oluşturacak hücre gruplarıdır.

Pandorina kolonisinde hücreler arası işbirliği bulunmaz. Bütün hücrelerin yapı ve fonksiyonu aynıdır ve genelde 16 hücrenin bir araya gelmesi ile oluşurlar.  Volvoks kolonisi pandorinadan daha gelişmiştir ayrıca hücreler arası işbirliği ve uyum daha fazla sağlanmıştır(evrimsel süreçte pandorina kolonisinin gelişimi ve değişimi volvoksu oluşturmuş denebilir), bunun yanında hücre sayısı 500 ila 50.000 arasında değişir. Belli hücrelerin bazı özellikleri, işlevini kaybetmiş bazı özellikleri kalmıştır, yani hücre grupları belli biçimde bir görev için farklılaşmaya başlamıştır. Örneğin bir hücre grubu hareketi sağlamak için özelleşirken diğer hücre grubu yönetimi sağlamak üzere özelleşmeye başlamıştır.

Alfa Centauri dedi ki... 17 Kasım 2013 21:56

manla bu hücre gruplaşmalarının giderek gelişmesi ve dokulaşmayı başlatmış olması en olası ve bilimsel çözüm olarak görülüyor. Atıyorum hareket için başta 100 hücre özelleşmişse canlılığın gelişimi ile 1000 hücre özelleşmiş daha sonra da bunun sonucunda dokular ve organlar gelişmiş olabilir(şu an kabul edilebilir yanıt da budur).  Uyum içerisinde birbirine bağımlı hücre grupları uzun bir süreçte gelişerek bu organları ve uyumu sağlayacaktır. Yaratılışçılar gibi kişiler zaten evrimden anlamadığını bu şekilde gösteriyor, tutup "Hadi yarı karaciğere sahip canlı göster" demek evrimi anlamamaktan geçer.

Kısaca canlılık içerisindeki bu uyum bu mükemmel tasarım sanrısına kapılmayı sağlayan organizmalar evrimsel süreçte bazı hücrelerin bir görev üzerinde özelleşmeye başlamasıyla ve organlardaki bu karmaşıklığın tek hücrelilerden çok hücreliye geçiş aşaması olan kolonilere bakılmasıyla açıklanabilecektir. Tek hücreden çok hücreye geçiş aşamasında uyumun temelleri atılmış daha sonra da canlılık ile beraber gelişmiştir.

Evrimi Anlamak serisini okursan bu gelişimin sayısız doğrulanışını da okuyabilirsin.
Üstelik canlı vücudu mükemmel değildir:
İnsan Vücudu Mükemmel Midir: http://alfa-sorgulama.blogspot.com/2013/06/akll-tasarm-vs-evrimsel-gelisim.html

İnce Ayar konusunda uzun uzun yazmadan bunu okumanı istiyrum:
http://www.greenernautilus.com/?p=479

Farkettim ki evrimi kabul edip nihai bir doğaüstü güç tarafından yönledirildiğini savunuyorsun. Oysa çok karmaşık ve hassas sandığımız değerler kendiliğinden dğal seçilim ile oluşabilecek türdendir. Misal üreme konusuna dışardan bakarsak gerçekten hassas bir denge ve mükemmel seçim gibi görülebilir oysa cinsiyetlerin evrimi herhangi bir doğaüstü güç müdahalesi olmadan açıklanır. Diğer tüm sistemler de...

İrade konusunda verdiğin cevap ise malesef ki herşeyi bilen güç çelişkisini götürmüyor

Ömer DÜLGAR dedi ki... 7 Ocak 2014 11:22

O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir. ;)

Gökhan HELVACI dedi ki... 15 Ocak 2014 10:00

Allah zaman ve mekandan münezzehtir. Bizim yaşadığımız (ya da algıladığımız) olayları bize sırayla ve zaman sırasına göre sunuluyor. Uzay-zaman boyutundan daha farklı bir boyuttan baktığımız zaman "geçmiş-şimdi-gelecek" diye bir kavram yoktur.

Allah yaşanmış ve yaşanacak olayları uzay-zaman boyutundan daha farklı bir boyutta aynı karede görebilir. Allah'ın bunları görmesi-bilmesi, bizim o olayları yapacağımızı önceden belirlemesinden değil, tüm zaman ve mekanlara farklı boyutlardan bakabilmesindendir.

Sümeyra Keleş dedi ki... 19 Ocak 2014 20:43

Ben bu konuyu şöyle özetlemek istiyorum.umarım bu konuda sıkıntısı olan kardeşlerimize yardımcı olurum. müslüman olmayanlar tarafından sorulduğu gibi müslümanlar tarafından da sorulan bir soru var. Eğer her şey Allah'ın iradesi ile oluyorsa benim seçme ve irade özgürlüğüm nerede? bu soru kader hakkındadır.Yani eğer kaderde benim hırsızlık yapacağım yazıldıysa ve ben hırsızlık yaparsam bunun suçlusu kim? Allah mı? Eğere kaderde benim cinayet işleyeceğim yazıldıysa bunun suçlusu kim? Allah mı? O zaman benim özgür iradem nerede? Yani kaderimde bu yazıldıysa özgür iradem nerede?burda bilinmesi gereken şudur. KAder ilim nevindendir yani Allahın herşeyi bilme sıfatıyla alakalı bir kavramdır ve kader İŞ YAPMAZ. Şimdi de az önceki sorunun cevabına gelelim: Her müslümanın kadere iman etmesi gerekir ama alın yazısının anlamını anlaması gerekir. Örneğin diyelimki bir sınıfta 100 öğrenci var ve öğretmen sınıftaki öğrencilere tüm yıl boyunca ders verdikten sonra yıl sonu sınavından önce hangi öğrencinin sınavı geçeceğini önceden öngörür. Hangi öğrenci birinci olacak, hangi öğrenci sınıfta kalacak bilir. Peki öğretmen bunu nasıl öngörür? Çünkü birinci olacağını öngördüğü öğrenci tüm ödevlerini yapıyor,çok ders çalışıyor. Öteki öğrenci ise sinemaya gidiyor,derslere her zaman gelmiyor böylece öğretmen onun sınavdan kalacağını öngörüyor. Sınav gerçekleştiğinde ve sonuçlar belli olunca ise çalışkan olan birinci oluyor ötekisi ise başarısız oluyor.Şimdi soruyorum.Sınavdan kalan öğrenci,kalması sebebiyle öğretmeni suçlayabilir mi? Ve benim kalacağımı öngördüğün için ben bu sınavdan kaldım diyebilir mi? Kim suçlanmalıdır? Öğrenci mi öğretmen mi? Tabii ki öğrenci. Öğretmen sadece öngördü çünkü öğrenci çalışmadı,ödevini yapmadı vaktini boşa harcadı. Buna benzer olarak Allah C.C. insanlara özgür irade vermiştir. Allah size neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylemiştir ama seçim sizindir. Örneğin,önünüzde dört yol olduğunu düşünün. A B C D olmak üzere 4 tane yol var istediğinizi seçebilirsiniz.Diyelim siz C yolunu seçtiniz.Allah önceden biliyor ki siz o 4 yola geldiğinizde C yolunu seçeceksiniz.Bu sebeple Allah,bu kişi dörtyola geldiğinde Cyolunu seçecek diye yazıyor.Yani Allah o yazgıyı senin o yolu seçmen için DEĞİL, sen o yolu seçeceğin için yazıyor. Allah sana onu seçtirmek için yazmıyor, geniş ilmi ile senin onu seçeceğini bildiği için yazıyor.Allah gelecekte ne olacağını bilir ve önceden yazar.Sen Cyolunu seçtikten sonra bu sefer 1 2 3 4 olmak üzere başka bir dörtyola daha geliyorsun.Mesela üni sınavından geçince mühendis doktor iş adamı olabilirsin önünde bu seçenekler var.Sen iş adamı olmayı seçersen seçim senin ama Allah önceden biliyor ki üni sınavına girince iş adamı olmayı seçeceksin.Allah yazdığı için iş adamı olmuyorsun.Sen iş adamı olmak isteyeceğin için Allah bunu önceden yazıyor.Buradan da anladığımız şu ki Allah dilerse bunu kolaylıkla değiştirebilir. Örneğin eğer sınıfta matematik sınavında öğretmen sınav kağıdına 2+2kaç eder yazsa ve öğretmen ona onca yol göstermesine rağmen öğrenci 2+2=5 yazsa öğretmen bu hatayı düzeltebileceği halde düzeltmeyecektir. Çünkü öğretmenin bunu düzeltmesi adaletsizlik olur.öğretmen öğrenciye 5 yazma 4 yaz diye fısıldasa diğer öğrencilere haksızlık olur ve sınava müdahele etmiş olur. Yani Allah isterse değiştirebilir ama size özgür irade verdiği için kararı sizin vermenize izin veriyor.Bu hayat ahiret için bir sınavdır.Allah size kuralları vermiş ve göstermiştir.ne iyidir ne kötüdür söylemiştie ve özgür irade vermiştir.Seçim sizindir ve Allah istese müdehale edebileceği halde özgür iradenize müdahale etmez.Kuran derki: Allahın izni olmadan bir yaprak bile düşmez.yani olan herşey Allahın özgür iradesiyle olmaktadır ama seçim ve karar sizindir.ve seçiminize göre ödüllendirilecek ya da cezalandırılacaksınız.
konuya daha da netlik kazandırmak ve iyice kavramak için şu videoyu tavsiye ederim. akla ve mantığa uygun bir şekilde ve akıcı olarak anlatılmış. lütfen izleyin. http://www.youtube.com/watch?v=nGdP-DJPjKg

fatmatu dedi ki... 26 Ocak 2014 09:37

Siz burada kaderi açıklamaya çalışmışsınız ama olmamış..Kader denen şey , her kişinin alnında yazan hayat boyu yapacaklarıdır..Siz genel anlatmışsınız..Genel olarak bakacak olursak ,herkesin kaderi bellidir sonunda her canlı ölecek,ya cennete yada cehenneme gidecektir..Bu durumda allah kişinin ne zaman öleceğini bilmemektedir..Kader kavramıyla tamamen ters düşen bu anlatımı, akıl çağına uydurma çabasına girmeniz çok komik bir durum..Uzun uzun verdiğiniz örnekler kafa karıştırmaktan başka bir şey değil..

fatmatu dedi ki... 26 Ocak 2014 09:51

Bu sizin verdiğiniz cevap konuyla alakasız bir yorum..Papağanların öğrendiği bir kaç kelimeyi tekrarlaması gibi..

psodokolin dedi ki... 27 Ocak 2014 13:48
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Ahmet A dedi ki... 11 Şubat 2014 09:42

Dedimklerinizi idrak ettim. Mantikdir bence bunun ismi. Fakat bu cercevede dusunurken bir sorunun cevabini o cercevede bulamadim. Evrendeki maddelerin ilk olusumu nasil gerceklesmis olabilir (Tanri yoksa varsayimiyla) Buna bir aciklama getirirseniz sevinirim.

Urungu Okan dedi ki... 6 Mart 2014 11:28

Urungu Okan :))) nasreddin hocanın, ahırda kaybettiğini ;daha aydınlık diye ahırın önünde araması gibi olmuş.. Ayrıca; bu mantık kurgusu ve yürütmesi, çok deterministik! Nedensellik ilkesi sadece bizi bağlar.. Ve öyle koşullandığımız için, çıkardığınız buradaki sonuç da sakat.. Hiç mi bilimkurgu film veya dizi seyretmezsiniz? Oradaki kimi anlayışlar daha isabetli ve islami.. Zamanı da yaratanın ona uymak zorunda olacağını söylemek ne kadar da gülünç. Farketmiyormusunuz hiç? Einstein Röletivite teorisinde (ve ispat da edildi çoğu tezi) Zamanı bağımsız bir değişken yerine, bağımlı değişken olarak ifade etti.. Işıkhızına yakın yüksek hızlarda,zamanın yavaşlayacağını.. ışık hızında neredeyse duruyor olduğunu gösterdi.. Ne yani?! Haşa Allah (c.c) de o hızlı hareket ortamında yaratma eylemini bırakıp donup kalacak mı?!!
Düşülen hatalar: İnsan mutlak iradesiz değildir.(İradesiz yaratıılmış olanlar Meleklerdir.Görevleri ne ise,sorgusuz-sualsiz onu yaparlar.. bizim şimdiki kullandığımız klasik bilgisayar programları gibi..) Mutlak irade de verilmemiştir. Bu yaratıcı olarak sadece kendi uhdesindedir.Neden versin ki? İşin doğrusuna gelirsek; cüz-i irade verilmiştir.. sıfır-sonsuz arasında, sfır olmayan , ama sonsuz da olmayan kısıtlı bir irade verilmiştir..Ki sorumluluk oluşabilsin.. Teknoloji geliştikçe, bu konuda örnek vermeler daha kolaylaşmaktadır.. Yukarda örneği verdim. Şöyle de bir örnek verilebilir,yukardaki diğer bir soru için: Allahü Teala Adl sıfatı gereğince adildir. Yarattığı insanın sonunun sonunun ne olacağını elbette bilir. (zamanın dışında olduğu geçmiş-bugün-gelecek ayrımı olmadan hepsini aynı "an" da bildiğini bilelim)Ama O'nun bu bilişi önemli değildir. Bunu bizim bilmemiz önemlidir. "Adil" olduğu için de, bu bilgiyi bizim de bilmemiz için yaşayıp görmemizi istemiştir! Yani; Allah'ın ezelden biliyor olması, senin-bizlerin irademizi kullanamadığımız anlamına asla gelmez.
Dedim ya; teknoloji ilerledikçe bazı şeyleri anlamak-anlatmak daha kolay diye: Ruhlarımız yaratıldığında :Ben sizin Rabbiniz değil miyim? diye sormuştur.Ruhlar da: Evet, sen bizim Rabbimizsin, diye cevap vermişlerdir. Yani bunu seri üretim ruhlar olarak düşünebiliriz.. insanoğlu bir fabrikada seri ürettiği ürünleri önce teste sokar,kalite kontrolden geçer.. Bunu imtihan olarak düşünebilirsiniz.. İmtihandan/kalite kontrolden geçenler paketlenme ve sevk için ayrılır.. (cennet).. İmtihanı geçemeyenlerden bir kısmı;yani olumlu olanları, tamir departmanına gönderilir.. (geçici cehennem.. ceza miktarınca orada kalır) Bu departmanda tamir ve restorasyon yapılır. ve diğer paket-sevkiyat kısmına gönderilir..(cennet).. İmtihanı geçemeyenlerden ikinci kısım, yani tamamen üretim hatası ile malul kısmı ise hurdaya ayrılır (kalıcı cehennem) Bu hurdanın ne olacağını,ancak bu fabrika sisteminin sahibi bilebilir.Konumuz değil Gelelim buradaki püf noktasına en önemli adeta sihirli kavrama... İRADE ! Yaratıcının ADL sıfatı gereğince tüm ruhları,insanları aynı derecede-eşit yarattı. Seri üretim bandından eşit olarak çıktı.. İnsanlar arasında oluşan derece farkı ve hurdaya mı, sevkiyat departmanına mı gönderileceği; tamamen kalite kontrol (imtihan,dünya hayatında yaşayışı,tercihleri vs) anında göstereceği kendi performansına bağlıdır. olayın özeti budur.. Şu notu da ilave edeyim: İradesiz PC programları sadece tanımlanan işi yapar dedik.. Yapay zeka programları da yavaş yavaş gelişiyor.. Yani müstakil karar verme yeteneği kazandırılıyor artık programlara.. ilerde,yapay zeka çok geliştiğinde, tanım olarak sınırlandırılmamış, kendi BIOS' una veya işletim sistemine kazara erişebilen bir PC yapan . (veya kasten yapan) kötü niyetli birileri, insanlığa karşı bir tehdit olur.. "İrade" insan için belirsizlik demektir. Çünkü aynı zamanı yaşıyoruz.Zaman dışına çıkamıyoruz..

Adsız dedi ki... 21 Mart 2014 14:52

Yazdığınız herşeyin cevabını Abdülaziz hoca vermiş. Lütfedip dinlerseniz bunları görürsünüz. https://www.youtube.com/watch?v=o0eMiQCftAg , bu da soru-cevap kısmı, https://www.youtube.com/watch?v=qxTE4qU_U4c

Adsız dedi ki... 23 Nisan 2014 00:32

İşinize gelince kuantuma sarılırsınız, adamın yazdıklarını deterministik olmakla suçlarsınız, gelmeyince bu kadar düzen tesadüfen olamaz dersiniz. Determinist olup çıkarsınız. Kuantum determinizmi tanımaz.
Atom altı dünyası tesadüfidir kuantuma göre. O zaman neden böyle bir düzen tesadüf olamaz diyorsunuz? Yok eğer kuantumcuysanız, buradan tanrı varlığını ispat etmeyi amaçlıyorsanız ve bu arkadaşın yazdıklarını determinist olmakla suçluyorsanız tesadüfiliğe neden inanmıyorsunuz? Zaman kavramı Tanrı için vardır yoktur meselesi soruyu çözmüyor. Sonucunu öyle ya da böyle biliyorsan neden sınav yapıyorsun diyor adam. Özgür iradenle sen seçtin ben sadece öngördüm demekle olmuyor iş. Bana en başından denilseydi bir sınav yapılacak ama dünyaya geldiğinde sınav olduğunu bilmeyeceksin diye ben işimi sağlama alır önce en inançlı aileyi seçerdim. Sonra inancımı sıkıntıya sokacak çevrelerden uzak ve müslüman olmama ihtimalim en zayıf ortamda doğmayı seçerdim. Hani özr iraden vardı da sadece öngörülüyordu? Adamın sorularına cevap verin bakın madde madde yazmış, siz de madde madde yanıtlayın, totoloji yapmayın.

 
Top